Girişimci ve korkular

01 Nisan 2013

Girişimcilik “korkular” ve onlar için alınan “önlemler” düşünülerek yaşanan bir varoluş şekli değildir. Özellikle uzun vadeli,  sağlıklı ve sürdürülebilir bir girişimcilik isteyen bir girişimci adayı için, korkuların tanınması ve bilinmesi ilk başlangıç noktalarından biridir.

Girişimcinin hem kendi hayatı, hem iş hayatıyla ilgili korkularından arınacağı korkutucu deneyimlerden kaçmayıp onları özellikle tercih etmesi ve bu deneyimleri onlarla tek tek yüzleşerek yaşaması, gerçek bir girişimci olma doğrultusundaki en önemli doğrultuyu bulmak açısından önemlidir.

Başarısızlık korkusu, başlangıç sermayesi veya yatırımcı bulamama korkusu, çalışanların mutsuzluğu veya işten ayrılması korkusu, rekabetin getirdiği süreçlerin getireceği korkular, rakiplerin yapabileceklerinin korkusu gibi bir çok ihtimal düşünülerek oluşturulan önlemlere göre girişim ve girişimcinin şekillenmesi maddi sonuçlar getirse bile, girişimcinin doğasını orta ve uzun vadede bozunmaya uğratabilir.

Girişimci, bulunduğu koşullardan memnun olmayan ve hem kendi yaşam koşullarını, hem de takımının ve hedef kitlesinin koşullarını değiştirmek için yola çıkan, bu amaçla özellikle kişisel hayatında ciddi fedakarlıklarda bulunmayı göze alan bir insan olarak tanımlanabilirse, bu yolculuktaki en temel deneyimin sürekli olarak korkularla yüzleşmek olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle büyük başarılar elde etmiş girişimcilerin veya başarılı insanların yolculuklarını dinlediğiniz zaman, defalarca umutsuzluğa düştüklerini, kişisel hatalar yaptıklarını, çok fazla zaman, kaynak ve başka fırsatları kaybettiklerini ama ANCAK bu yolculuktan korkmamayı, yaşayarak tecrübe etmeye kendilerini açmayı öğrendikçe kendi ilerlemelerini başlattıkları ve sürdürebildiklerini anlayabilirsiniz.

Yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca insanın hayatlarına etkide bulunan ürünler veya sistemler kurup geliştirme, satma hayaline sahip bir girişimci adayı, yatırımcılara yapacağı sunumdan, açacağı işletmenin veya web sitesinin yol boyunca başına geleceklerden, rakiplerin açacağı davalardan korkarak yol alacağını düşünüyorsa asla ilerleme olanağı bulamayabilir.

Kişisel olarak egonuzun, kişisel markanızın(!), değerlerinizin, üretiminizin, hatta karakterinizin sorgulanmasına, eleştirilmesine, hakarete uğramasına bile baştan razı olmazsanız, girişimcilik süreçleri sizi gerçekten çok hayal kırıklığına uğratabilir. Size yönelen her türlü iyi niyetli veya kötü niyetli yaklaşımı KABULLENMEYİ öğrenebilecek bir ruh hali geliştirebilmek için, kötü performans sonrası suratına domatesleri yiyen bir komedyendeki cesarete sahip olabilmeniz gerekir.

Korkmamanın yolu, korksanız bile karanlık bölgelerde o küçük korkularla yürümeye cesaret etmektir. Korkmamak için korkmayı göze almak, korkuların gerçekçi olup olmadığını tecrübe etmenin en doğru ve doğal yoludur. Yüzleşmek yerine korunmak veya önlemlere odaklanmak, girişimcinin işi olmamalıdır. En karanlık odada bile, iki dakika içinde gözümüzün karanlığa ALIŞTIĞINI bilmiyor muyuz? Bugün karanlık görünen ortamı AYDINLATMASI gereken kişi olduğunuzu unutmayın.

İlk cesareti elde etmek için, ilk iş olarak doğru, sakin ve GERÇEK olanla ilgili düşünceyi oluşturmak gerekir.

Girişimci adayları, kendilerine her türlü belirsizlik, korku veya kaygı durumunda bunlarla ilgili sorular sorarak kendi doğrultularını bulabilirler.

Korktuğunuz veya kaygılandığınız, cesaret gereken adımları atma aşamasında sorularınızı önce kendinize sorun. Kendi yanıtlarınız danışmanların veya mentorların deneyimlerinden çok daha önemlidir; hatta, gereğinden fazla danışan adaylar için bu deneyimlerin yarardan çok zarar getireceğinden emin olabilirsiniz.

Adım atmamı engelleyen his nedir? Korkularımı tanımlamalıyım! Korktuğum bu şeyler başıma gelirse ne olur? İşler korktuğum gibi gittiğinde olası en kötü ihtimaller GERÇEKTE nedir? GERÇEKTE ne kaybederim?”

Bu sorulara birkaç örnek vermeye çalışalım:

  • Yatırımcıya yaptığım sunumda heyecanlanırsam GERÇEKTE ne olur?
  • Web sitemizi yayına aldığımızda bazı kısımları çalışmasa veya web tasarımı pek kaliteli olmasa GERÇEKTE ne olur?
  • İlk müşterilerimize eksik veya hatalı hizmet verirsek GERÇEKTE ne olur?
  • Üç ay sonrasının kira ve maaşlarını cebimize koymadan bir ofis tutarsak GERÇEKTE ne olur?
  • Heves ve inançla başladığınız bir proje çok başarısız olursa GERÇEKTE ne olur?
  • İşten ayrılırsam kurduğum proje batarsa ve işsiz kalırsam GERÇEKTE ne kaybederim?

Bu soruların yanıtları önemlidir çünkü girişiminiz başarılı olacak ve ölçeklenerek büyüyecekse zaten AYNI soruları SÜREKLİ olarak GELECEKTE yanıtlamanız gerekecektir.

Gerçek hayatta bindiğiniz otobüs kaza yaparsa, uçak düşerse, deprem olursa, gereğinden fazla alkol alırsanız ne olacağını GERÇEKTE düşünerek mi adım atıyorsunuz, içinizden geldiği gibi mi yaşıyorsunuz? Düşme ihtimali olan bir uçağa binerken sizi cesur kılan düşünce veya kaza ihtimaline rağmen yüksek süratle giderken gaza basmanızı engellemeyen düşünce, iş hayatıyla ilgili kararlarınızda nereye, neden kayboluyor?

Girişimin şirkete dönüşme süreci boyunca sınavınız hiç bitmeyecek, ölçeğiniz büyüdükçe aynı sorunların büyük ölçekte yanıtlarını ararken henüz HİÇ BİLMEDİĞİNİZ ve sizi KESİNLİKLE endişeye ve cesaretle adım atılması gereken yeni süreçlere götürecek yeni deneyimler yaşayacaksınız ve yeni sınavlarda yeni, hiç tanımadığınız korkularla karşılacacaksınız.

Daha yolun başındaki korkularınızın ve kaygılarınızın gerçekten önemli veya büyük olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bence önemli olmalarının tek sebebi GİRİŞ kapısı olmalarıdır, başka hiç bir önemleri yok. Bu kadarcık korku ve kaygıya rağmen girmiyorsanız zaten girişimcilik MACERASI size göre değildir, bunda da üzülecek kırılacak bir durum yok. Herkes her duruma uygun olmak zorunda değil, sadece İSTEDİĞİNİZ için bir işi yapmalısınız. Hele girişimciliği istemeye istemeye yapan biri varsa, bu tam bir oksimoron olur.

Girişiminiz büyüdüğünde yeni müşteriler, yeni takım arkadaşları ve yeni süreçlerin, sermaye ve benzer kaynakların elde edilmesinin en sağlıklı yolu, en küçük sorunlar ve korkularla başladığınız zamanlarda geliştirdiğiniz yaklaşımlar, davranışlar ve karakter olacaktır. Kaynağı oluştururken Girişiminizn DNA’sını keşfettiğinizi unutmayın.

Çözümün merkezi her zaman GİRİŞİMCİ olabilir, bunu başaramayan ve girişimci olan kimsenin yer yüzünde henüz yaşamadığını farkedin! Çözümün merkezi olmak için de sorunları emen değil, sorunlara çok önceden veya sonradan değil oluştukları ANLARDA en sağlıklı ve doğru kararlarla korku veya endişe odaklı değil, gelişme ve büyüme odaklı çözümleri GELİŞTİRMEK’tir, onları önceden planlamak özellikle yeni teknoloji çağında ihtimal dahilnde değil. Elbette bazı kritik önlemleri yolun başında almak zorundasınız (bunlar hakkında sonra yazacağım) ama internet çağında önceliğiniz önlemler değildir, OLAMAZ. Yürüyün, yola koyulun, insanlık çılgın bir süratle üretiyor, öğreniyor ve gelişiyor, siz ise büyüklerinizin ve abilerinizin masallarını dinleyip OYALANIYORSUNUZ.

Girişimciliğin en önemli sermayesi İNSAN’dır yani SEN’sin ve bir girişimde İLK BAŞTA en önemli olan insan da GİRİŞİMCİ’nin kendisi yani SENSİN!

Kendinizdeki problemleri oluşurken çözerek oluşturacağınız rol model, tüm çalışanlarınız, müşterileriniz, yatırımcılarınız ve sosyal ilişkide bularak istediğiniz değişimi yaşatacağınız tüm insanlar tarafından sürekli olarak gözlemlenecektir. GİRİŞİMCİ’lik bu anlamda gerçek bir kararlılık ve büyük bir CESARET ister, çünkü sürekli değişime açık KİMLİĞİNİZİN ön planda olduğu bir iş yapmayı seçiyorsunuz.

Özetle, kaynak sizseniz, sermaye aklınız, bedeniniz ve ruh halinizdir ve bunların tamamını dengede, kontrol altında ve sağlıklı tutmanız, girişimci olarak var olmanızın ve girişiminizin başarılı olmanızın tek yoludur.

Girişimci adayları ve genç girişimciler, önce düşüncelerinizi, özellikle korkularınızı gözlemlemeye başlayın. Bu düşüncelerin önce herhangi bir reaksiyon göstermeden aklınızdan geçip gittiğine şahit olun. Düşüncelerinizi ve korkularınızı tanımaya gayret edin. Korkularınıza yukarıda bahsettiğim sorularla yaklaşıp, GERÇEKTE olabilecek olasılıkları gözünüzde ne kadar büyüttüğünüzü ölçün.

  • Yatırımcıların önünde en kötü şey olsa, rezil olsanız ne olur?
    Onlar da sonuçta birer insan, eğer doğal ve sempatik davranırsanız, yaşadığınız deneyim kötü değil iyi bile sonuçlanabilir. Bu yaş ve bilgi düzeyinde olgun insan rolünü oynamanıza hiç gerek yok. Kendiniz olun.
  • Web siteniz kusurlu ve en eksik özelliklerle açılırsa ne olur? İlk müşterilerinize ayıplı hizmet verseniz ne olur?
    Hatalarınızı kabullenip gerekenleri yaparak herkese verdiğiniz sözleri tutabilirsiniz. O zaman rezil olmuş değil, yardımcı olmuş ve sorun çözmüş olur ve sevilirsiniz.
  • İşinizden ayrılmayı ÇOK İSTİYORSUNUZ çünkü çok inandığınız bir projeniz var. Ayrılsanız ve altı ay sonra projeyi başaramazsanız gerçekte ne olur? Aynı şirket veya başka bir şirkette, aynı sektör veya başka bir sektörde bir daha iş bulamaz mısınız? Aç mı kalırsınız?

Korktuğunuz durumlar GERÇEKTE telafisi olmayan durumlar mıdır? En kötü durumlar bile gerçekleşirse yapacaklarınızı düşünüyor musunuz, yoksa durumun olasılığına bugünden reaksiyon gösterip yarının ihtimallerinden mi korkuyorsunuz?

Sadece duygu ve düşüncelerinizi gözlemleyin, yanıtlarınızı bulmaya çalışın, korkularınızı tanıyın.

En son noktada ise MUTLAKA, her zaman, KALBİNİZİ DİNLEYEREK yanıt verin. Aklın sizi getireceği güzel yol ayrımlarında, doğru kararı sadece ve sadece KALP verir.

 

Girişimcilik kategorisine gönderildi

Girişimcilik ve Liderlik üzerine düşünceler

01 Mart 2013

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde düzenlenen Liderlik Kampı 2013 etkinliğinde geleceğin lider adaylarına yaptığım “Girişimcilik ve Liderlik üzerine düşünceler” konulu konuşmanın sunumu:

.

Girişimcilik kategorisine gönderildi

Ah 2012, sen de çabuk eskidin.

27 Aralık 2012

Yeni yılda yeni bir şey olacağı yok. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Olmasını istediğimiz, daha sağlıklı ve bereketli bir yaşama kavuşmak. Bir takvim yılı daha biterken, bunu yapamadığımızı üzülerek farkediyoruz.

Yeni yıl bu farkındalığı elde edebilmek için, farkında olmadan kullandığımız bir fırsattır. Eskiyen yılı ve gelen yeni yılı düşünmek, daha iyi bir hayat yaşayabilmek için kendimize sunduğumuz bir hediyedir.

Oysa, yeni yıl kutlamaları başta olmak üzere, yeni yıla dair her yaptığımızda da eski yıldaki davranış ve algılarımızda değişen bir şey olmadığını farketmiyoruz. Kutlama hazırlıklarında hatta kutlama anlarında bile gerginiz, anlamsızca alışveriş yapıyoruz ve yılın son günü, çok sayıda gereksiz trafik kazası oluyor.

Değişen takvim yılı değil ama algılarımız, davranış ve ruh halimiz olursa, yeni yıl gerçekten işimiz, hayatımız ve çevremizdekiler için bir değişiklik sağlayabilir.

2012

2012 yılı da başladığında yeni bir yıldı. Ona da aynı şekilde hazırlanmıştık. Oysa, ilginç bir şekilde, hızla eskidi. Şubat ayına geldiğimizde yeniliğinden eser kalmamıştı, hatta, geçen seneden bile çabuk geçti bu yeni yıl. Daha kötü olaylar yaşadık, moralimiz bozuldu, işlerimiz istediğimiz gibi gitmedi, tekrar tekrar denedik, olmadı. Yıl hızla biterken, öncekinden de hızla eskidi.

Neyse ki, şimdi 2013’ten umutluyuz. Muhtemelen çoğumuz için kaderi 2012’den farklı olmayacak.

Yaşımız ilerledikçe, her yeni yılda yeni yıla yüklediğimiz umut ve anlam da artmaya başlamıyor mu?

Neden?

Bu eskiyen yılın neden eskidiğini düşünmeye çalışalım. Muhtemelen çok hata yaptık. Öfkeliydik, tutkuyla sevdik ve inandık, şiddetle kavga ettik ve nefret ettik. Baya bir yalan söyledik. İnsanları kırdık, eleştirdik, yıprattık.

Geçmişimizi kafamıza fazlaca taktık. Gelecek beklentileri ve planları yüzünden bugünümüze çok fazla yüklendik. Sağlığımıza dikkat etmedik. Sağlığımız bozuldukça düzeltmek için doğruları değil yanlışları hayatımıza daha çok yükledik. Mutlu olmak için oburluk yaptık, gereğinden çok yedik, gereğinden çok okuduk, gereğinden çok çalıştık. Bunları sürdürdükçe daha çok paniğe kapıldık, sorunları birbirini besleyen kısır döngüler haline getirdik.

Kendimize değil ama insanlara kızdık. Onlara haksızlık ettik, bazen bağırıp çağırdık bizi anlamadıkları için. Eskiyen yılı eskitebilmek için her yeni gün yeni davranışları, üçüncü seçenekleri tercih etmek yerine, diğer insanları değiştirmeye çalıştık. Kendimizi ve temasta olduğumuz insanları kastık, yıprattık, tahrip ettik.

Yılın başında şiddetle istediğimiz ve hiç bir mesajdan eksik etmediğimiz başarı, para ve sağlık gelmedikçe, bize bunları kendi elleriyle getirebilecek insanları kırdık, temasta olduğumuz dünyanın gerçeklerinden koptuk. Yağmur yağdığında şemsiyeye, güneş çıktığında gözlüklere tutunduk, soğuktan ve sıcaktan rahatsız olduk; yağmurda ıslanmanın, güneşin ışığının güzelliğini, soğuğun güzel ürpertisi ve sıcağın ferahlığını unuttuk. Kötü olaylarla karşılaştığımızda, sabırlı ve sakin olursak onları güzel bir kadere dönüştürebilecek tek gücün kendimizde olduğunu, zaten, çoktan unutmuştuk.

Hepimize her günü yeni olan, her gün yenilendiğimiz ve yenilediğimiz, akıl ve beden sağlığımız için doğruları bulduğumuz, oburluktan, bencillikten, öfke ve kavgadan uzak durup, sadece kendi dileklerimizin değil, diğer insanların da dileklerinin gerçekleşmesine izin veren, sonuna geldiğimizde de eskitmediğimiz bir yeni yıl diliyorum.

Belki de, her yeni gün, kocaman bir yeni yıl’dır 🙂

 

 

Girişimcilik kategorisine gönderildi

Para kazanan bir proje neden kapatılır?

27 Kasım 2012

Gaxxi‘yi 2010 yılında satın almıştık. Bugün, projeyi 1 Şubat 2013 tarihinde kapatacağımızı müşterilerimize duyurduk. Bu yazıda bu yarı-başarısızlık öyküsünü kısaca anlatmaya çalışacağım (ama muhtemelen çok kısa olmayacak)

Neden satın aldık?

Aslında böyle bir satın alma planlarımızda yoktu. Kurucuları bir gün ofisimize gelerek Gaxxi’yi güvenebilecekleri, işi sahiplenip Okumaya devam et

Girişimcilik kategorisine gönderildi

Oyunlar, Domainler, Markafoni.

26 Kasım 2012

On yıl önce İnternet’ten alışveriş yapmaktan, kredi kartı bilgilerimizi internet’te kullanırsak olacaklardan çok korkuyorduk. Havale, posta çeki, mail order gibi yöntemler daha çok tercih ediliyordu.

xDsl teknolojisinin bir anda sunulmasıyla hızla artan İnternet nüfusumuz ilk yıllarında İnternet’ten neredeyse hiç alışveriş yapmıyordu. Bu durum son beş yılda ciddi oranda değişti.

Okumaya devam et

Domain, Girişimcilik, İş modeli kategorisine gönderildi

Gürültü

20 Kasım 2012

Girişimcinin “markası” adı soyadı değil, o ismin arkasına koyduklarıdır.

Etkinlikten etkinliğe koşturup; sosyal ağlarda adınızı parlatmak, işin kendisi yerine ego’yu meşgul eden süreçlere yatırım yapmak ancak rakiplerinizin işine yarar. Sosyal ağlar dahil her ortamı kullanın ama şu kişisel marka işini boş vakti olanlara bırakın.

Okumaya devam et

Girişimcilik kategorisine gönderildi